phpKF - php Kolay Forum  
Ana Sayfa  |  Yardım  |  Üyeler  |  Giriş  |  Kayıt
 
Moderatör Alımı
Sitemize Moderatör alınacaktır dilediğiniz kategoride moderatör olablirsiniz?
Başvuru İçin Tıklayınız
Forum Ana Sayfası  »  Ödev ve Tezler  »  Ekonomi
 »  Osmanli Devletinde Mali Bunalim Ve Sebebleri

Yeni Başlık  Cevap Yaz
Osmanli Devletinde Mali Bunalim Ve Sebebleri           (gösterim sayısı: 77)
Yazan Konu içeriği

boşluk

kızılcık
[isimsiz]

Varsayılan Kullanıcı Resmi

Kayıt Tarihi: 03.11.2010
İleti Sayısı: 9.769
Şehir:
Durum: Forumda Değil

E-Posta Gönder
Özel ileti Gönder


5 kere teşekkür edildi.



Konu Tarihi: 07.11.2010- 00:33



  OSMANLI DEVLETİNDE MALİ BUNALIM   VE SEBEBLERİ

[ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]

  Savaşlar ve iç karışıklıklar, Osmanlı Devleti'ni   maddi ve manevi. kayıplara uğratmış; toprak   kayıplarının yanı sıra ülkenin idari, mali,   ekonomik, adli ve sosyal bakımdan düzenini   bozmuştur. Yapılan savaşların bir sonucu olarak da,   Anadolu'da yer yer karışıklıklar çıkmış, iç . düzen   bozulmuştur. Devletin bu karışıkları önlemek için   uzun bir mücadeleye girmesi, mali durumunda   bozulmasına ve sıkıntılara düşmesine zemin   hazırlamıştır (Halaçlıoğlu, 1988; 29). Askerlerin   ulufeleri (maaşları) ve savaşların başka giderleri,   Devlet hazinesini bomboş bir hale getirmiştir.   Hazineye gelir bulup bu giderleri karşılamak için,   türlü türlü vergiler çıkarılıp salınmıştır. Devlet   ekonomisinin bozulması, bazı iç ihtiyaç maddelerinin   dışarıdan sağlanmasına yol açmış ve bu sayede. de   bir kısım paranın yurt dışına çıkması, mali   istikrarsızlığın daha da büyümesine yol açmıştır.[ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]
  Tanzimatla birlikte uygulanmaya çalışılan ekonomik   ve mali politikalar içine düşülmüş olan bunalımların   daha da artmasına neden olmuştur.
  İşte bizi burada içine düşülmüş olan mali ve   ekonomik- bunalımın nedenlerini araştırmaya   çalışacağız.
A - Toprak Düzeninin Bozulması

[ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]

  Osmanlı Devleti'nin toprak düzeninde temelde İslam   arazi hukukunda yer alan ikta sistemi üzerine   kurulmuştur. ikta sistemi beytülmaldan görev almaya   hak kazanmış kimselere kira karşılığında verilen   araziden ibarettir.
  Tımar ve zeamet sistemi Osmanlı Devleti'nin kuruluş   dönemlerinde Sultan Orhan zamanında Çandarlı Kara   Halil Paşa tarafından ihdas olunmuştur. Bu usul   askerlik ve maliye bakımından çok önemlidir (Karamursal,   1989; 198). Tımar, devletin miri araziden- belirli   bir kısmının, yıllık gelir toplamının veya bir   bölümü, belli hizmetler karşılığında bir şahsa   verilmesine denir. Miri arazi ise, mülkiyeri   hazineye ait olup, devlet tarafından tapu ile   şahıslara ihale edilerek tasarruf olunan tarla,   çayır, yaylak, kışlık, koru gibi yerlerdir. Arazi,   tımar verilen kimsenin mülkü değildir.Tımar sahibi   araziyi reayaya (halka) işletir, mahsulünden ve   reayadan, devletin alacağı vergileri toplardı. Tımar   sahibi araziyi kendi işleyemediği gibi kendi adına   bir başkasına da işlettiremez.
  - Tımar sisteminin kaynağı İslamın ikta   müessesesinden gelmektedir. İkta sistemi   uygulamasına ilk Islam topluluklarında da   rastlanmaktadır.
  İkta sisteminin geniş bir uygulamasında Büyük   Selçuklular ve Anadolu Selçuklularında   görülmektedir. Bu dönemde iktalar babadan oğula   intikal etmekte ve üretin1in artması ölçüsünde   memleket imarını teşvik etmekteydi (Turan, 1969;   237). İkta, arazi-ı miriye yada mülkün senevi   vergileri yada öşriyesinin bir kısmının belli   hizmetler karşılığında belirli şahıslara verilmesi   demektir İslam Ansiklopedisi, 1968; 949). [ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]
  Osmanlı tımar sistemi devletin fetih hareketlerini   güçlendiren bir uygulama olarak uzun süre olumlu   sonuçlar vermiştir. İkta sisteminde toprağın gerçek   mülkiyeti devlette kalır ve umar sahibi belli kamu   hizmetlerini yürütmek ve asker beslemek şartıyla   toprakları başında kalırdı. Osmanlı toprakları ve bu   topraklar üzerinde yaşayan insanlar padişahın mülkü   sayılırdı. Ancak İslam hukukuna göre gerçek   mülkiyetin sahibi Allah'a ait oldugu kabul   edildiginden padişahın mülkiyet hakkı sınırlı bir   düzenleme ve korumadan ibarettir (Karatepe, 1989;   94). Tabii buradaki Allah kavramından, bahsedilen   hukuka göre toplumun veya devletin anlaşılması   gerekmektedir.
  Orhan Gazi zamanında tımar sistemi için çeşitli   ilkeler konulmuştur. Bunlar; tımarların sebepsiz   yere geri alınmaması, sahibinin ölümü halinde bu   kimsenin oğluna intikal etmesi, çocuk küçük   ise hizmet edecek yaşa gelinceye kadar   hizmetkarların sefere gitmesidir (Cin, 1985; 59).[ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]
  Tımar sisteminin birçok faydalarının bulunduğu   söylenebilir. Tımar sahipleri ekonomik, mali ve   diğer görevleri yerine getirmiş, tımar düzenine   bağlı olan gelirler artmış, tarımsal verimlilik   toprağın iyi işlenmesi ile arttırılmış, yol ve   köprülerin yapımı ve hayvan yetiştirme konusunda   ülkede imar ve hayvancılığın gelişmesine de katkıda   bulunmuştur.
  Osmanlı toprak düzeninin temelini teşkil eden tımar   sistemini bu şekilde kısaca özetledikten sonra bu   sistemin bozulmasının nedenlerini incelemeye   çalışacağız.
  Osmanlı Umar sisteminin bozu1masının iç ve dış olmak   üzere birçok nedenleri bulunmaktadır. Bunlar:
  - Zamanla gelişen iç ve dış şartlara bağlı olarak   tımar vergilerinin yetersiz hale gelmesi, tımarların   kapıkulluğunu tercih etmelerine yol açmış, ganimet   gelirlerindeki azalış, tımar sisteminin askeri   yönden öneminin düşmesine neden olmuştur.
  - 16.yy.da meydana gelen büyük nüfus artışı, fetih   hareketlerinin durması nedeniyle, sınırları belli   çiftçilere kapasitesinin üzerinde bir yük   getirmiştir. Yeni toprakların ziraata açılamaması,   nüfusun ticaret ve sanayiye kaydırılamaması zamanla   bu yükün daha da ağırlaşmasına neden olmuştur.
  - Devlet hazinesi para sıkıntısı çekmeye başlayınca   ilk iş olarak tımar gelirlerine el atmış, tımarlar   küçültülerek fazla topraklar padişah hasları   (padişah ve ailesi ile vezirleri ait topraklar)   olarak hazineye mal edilmiştir. Tımar gelirlerinin   hazineye mal edilmesi yönünde atılan ilk adım, bu   toprakların iltizama verilmesiyle atılmıştır.
  - Tımar sisteminin çözülmesine paralel olarak maaşlı   asker sayısında büyük bir artış meydana gelmiştir.   Bu da bütçe giderlerini büyük çapta arttırmıştır.[ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]
  - Tımar sisteminin bozulmasında bu toprakların vakıf   haline getirilmeleri de önemli rol oynamıştır. Tımar   topraklarının vakıf haline getirilmesi hazine   gelirlerini olumsuz yönde etkilemiştir
  - Tımar toprakları zamanla özel mülkiyete konu olmağa başlamıştır. Bu toprakların özel   çiftlikler haline gelmesinde tefeciliğin önemli   etkisi olmuştur. Devlet giderlerinin artması vergi   yükünü arttırmış, borcunun ödeyemeyen reaya,   toprağını tefeci ye bırakmak zorunda kalmıştır.
  - Siyasi ve ekonomik güçlükler ahlaki bozulmalara,   rüşvet ve faizliğin artmasına neden olmuştur. Askeri   yönü üstün gelen tımar sisteminin sarsılmasında   kapıkullarının dirlik sahibi olmaları da önemli   etken olmuştur.
  - Savaşların uzun sürdüğü dönemlerde vergi   yükünün artması köylüleri tefecilere itiyordu.
  - Anadoludan geden eski dağlardan beri önemli olan   Hint ve İran yollarının eski önemlerini kaybetmeleri   ticari açıdan Dünya güç dengesinin sarsılmasına ve   yön değiştirmesine neden olmuştur.
  - Avrupada sanayinin büyük bir hızla gelişmesi savaş   teknolojisinin de hızla gelişmesine neden olmuş,   savaşlarda ateşli silahlar önem kazanmış,   sipahilerin savaş gücü de sarsılmıştır.
  - Osmanlı Devleti, gerileme döneminin ekonomik,   siyasal ve sosyal sıkıntılar içinde toprak düzenini   ıslah etmeyince yada yeni bir toprak sistemi   kuramayınca, tımar sistemini ilga etmiştir (Tekir,   1988; 65-69).
  Görüldüğü üzere tımar sisteminin bozulmasında birçok   faktör etkili olmuştur. 17. asırda yaşayan Kaçibey   tımar sisteminin bozulmasını kendi ismini taşıyan   risalesinde şöyle açıklamıştır
  "Zeamet ve tımar isteyenler bir günde yüzbin akçe   tımara hak sahibi oldular. Boşalan tımar ve   zeametIer de eski kanunlara aykırı olarak İstanbul   tarafından verilmeğe başlandı. 1leri gelenler ve   vükela, boşalan yerleri adamlarına ve akrabalarına   verip, islam memleketlerinde olan tımar ve zeametin   seçmelerini şer-i şerife ve yüksek kanuna aykırı   olarak kimini 'paşmaklık yaparak, kiminin padişah   has'ına katarak, kimini mülk, olarak, kimini vakıf   olarak, kimini vücudu sıhhate olan kimselere   emeklilik olarak verip, bütün zeamet ve tımar ileri   gelenlerin yemliği oldu.
  Koçibey risalesinde belirtildiği gibi tımar sistemi   rüşvetle bozulmağa   başlamıştır. öte yandan   gelirlerin iltizam usulü ile toplanması da   mültezimlerin köylüye zulüm ve baskı yapmasına neden   olmuş bu da toprağın ekilmemesine ve toprağın terk   edilmesine neden olmuştur.
  B - Ekonomik Kapitülasyonlar [ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]
  Genel olarak politikacılarımız ve bazı   tarihçilerimiz 19.yüzyılın 2. yarısından bu yana   Osmanlı ekonomisinde görülen döküntüyü eski   padişahların ve bu arada Fatih Sultan Mehmet'e veya   Kanuni Sultan Süleyman'ın Cenevizli, Venedikli ve   Fransızlara "bahş" ettikleri veya İstanbul alınınca   yeniledikleri ekonomik kapitülasyonlara bağlarlar.   Bu görüş yanlıştır. Bu ve onlardan sonra devletin   güçlü bulunduğu dönemlerde kapitülasyonları "bahş"   etmekteki amaç ticaretin gelişmesini ve o yoldan   yurdun zenginleşmesiyle devlet gelirlerinin   artmasını sağlamaktı ve bu yön sağlanıyordu. Zamanla   Osmanlı Devleti'nin gücünün azalması yüzünden   kapitülasyonlar sonucu kurulu düzen yanlız durmakla   kalmamış, ekonomik bak:ımdan da verilen ek   kapitülasyonlar yıkıcı bir etki meydana getirmeye   başlamıştır. Bu sonuç Fatih ve Kanuni'den kalma   kapitülasyonlar olmasalardı da yine ortaya   çıkacaktı, çünkü OSMANLI Devleti'nin başında   bulunanlar, kısa bir süre için de olsa, . M.Ali   Paşa'nın elinden varlıklarını ve hele hanedanın   tahtını kurtarmak için herşeye razı olacak bir   anlayış içindeydiler. Dolayısıyla ekonomik   güçsüzlüğümüzde Fatih'lere, Kanunilere suç yüklemek   yersizdir. Suçlu olan 19.yüzyıl olaylarını   yönetemeyen ve onlarla baş edemeyen zamanın   büyükleridir (Bayur, 1989; 41-42)Kapitülasyonların   Osmanlı ekonomisinde çöküntüye sebep olmasının   tarihi seyrini kısaca özetledikten sonra şimdi de   etkilerini inceleyelim.
  1- İç Gümrük Vergilerinin Kaldırılması:   Kapitülasyonlarla, ilk olarak yabancı tüccarların   mallarını iç pazarlara sürmesini güçleştiren iç   gümrük duvarlarının yok edilmesi gerekiyordu.   Gümrük. fiyatlan yükseltiyor ve sürümü azaltıyordu.   Avrupa ülkeleri sanayinin gelişmesini sağlamak ve   malların sürümünü kolaylaştırmak için Osmanlı   Devleti'nin zayıf olduğu bir dönemde gümrük   vergilerini kaldırttılar.
  2- Küçük Sanatların / Zenaatın Çöküşü: İç   gümrüklerin kaldırılışıyla iç pazarlar Avrupa   mallarıyla doldu. Piyasaya giren bu malların çokluğu   birçok malın satılamamasına ve fiyatların çok   ucuzlaması sonucunu doğurdu. Öte yandan kültür   erozyonu nedeniyle ülkede yaşantı ve ihtiyaçların   değişmesi gözlendi. Bu ihtiyaçları iç piyasa   karşılayamadığı için, Avrupadan birçok mal ithal   edildi. Bu mallar yerli mallar ile müthiş bir   rekabete girdi ve küçük sanatlar yavaş yavaş sönmeye   başladı. Ayrıca yabancı tüccarlar ülke içindeki   hammaddeleri ihraç ettiklerinden esnaf ve zenaatkar   işleyecek mal bulamayacak hale geldiler.
  3- Lonca ve Gediklerin Çöküşü: Loncalar ve gedikler,   Osmanlı Devleti'nin organize ekonomi döneminin   sağlam esnaf kuruluşlarıydı. Kapitülasyonların   doğrudan veya dolaylı etkileri ile '.YU kuruluşlar   da zaman içinde ortadan kalktı.
  4 - Dış Ticarette Değişmeler: 19.yüzyılın ortalarına   kadar Osmanlı Devleti'nin doğrudan veya transit   ihracaatı ithalatının çok üzerindeydi. 1850 de   bunlar birbirine denkti. 1878-1913 yıllan arsındaki   ithalat ve ihracatın değer bakımından   karşılaştırıldığında Osmanlı dış ticareti açık   vermiştir. Bu açıklar borçlanma ile kapatılmağa   çalışılmıştır.
  5 - Vergilere Olan etkiler Devletin ihtiyaçları   artıyor, buna karşılık gelir yükselmiyordu. Ülkede   bulunan yabancıların hiç bir vergi yükümlülükleri   olmadığı için bunlara ait vergi kaynaklarından   yararlanılamıyordu.Yabancılara vergi koyma   girişimleri de Avrupa devletlerinin baskısı sonucu   gerçekleşmemişti.Tüketim vergileri ve gümrük   vergileri geliştirilemediği için doğrudan vergiler   devletin önemli gelirlerinden birini oluşturuyordu.   1836 tarihli Osmanlı bütçesinin vergi gelirleri   bölümünde vasıtalı vergilerin tutarı, vasıtasız   vergilerin tutarının % 50-60 kadarıdır.
  Osmanlı Devleti, gelirini vasıta vergiler veya   gümrük vergileri ile arttıramıyordu. Durum böyle   olunca, devlet gelirlerinin arttırılması için   sürekli olarak vasıtasız vergiler yükseltilmeğe   çalışılıyordu. Ama yabancılar hiç bir vergi   ödemiyordu. Dolayısıyla, vergi yükü tüm ağırlığı ile   millete yüklenmiş oluyordu. Vasıtasız vergilerin   ağır yükünü daha çok çiftçiler, vasıtalı vergilerin   yükünü de genellikle kent halkı çekiyordu. Devletin   giderleri süratli olarak yükselirken, gelirler aynı   oranda artmıyordu, Sonuç olarak, kapitülasyonlar,   devleti serbest bir maliye politikası izleyemez   duruma düşürmüştü. Osmanlı Devletinin vermiş olduğu   kapitülasyon hakları ve imtiyazlarla ekonomi   alanında bütün Avrupa'nın sömürdüğü bir ülke haline   geldiği ortaya çıkmaktadır (Nebioğlu, 1986; 34-35).
  C- Askeri Harcamalardaki Artışlar
  Askeri birliklere üç ayda bir ödenmesi gereken "mevacipler"(aylık   ödemeler) hazinenin en önemli gider kalemiydi.   Devletin beslemek zorunda olduğu kapıkulu ocakları,   ulufeli kale neferleri ile bazı eyaletlerdeki yerli   neferlerine yapılan harcamalar toplam bütçe   harcamalarının yandan fazlasını oluşturuyor, bazen   üçte ikisini buluyordu.[ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]
              Mevacip (ulufe) ödemelerindeki   gecikmeler bunalımlara sebep oluyor ve ayaklanmalara   neden olabiliyordu.
  Öte yandan şartların zorlama ile ordu mevcudu sabit   tutulamıyor ve mevcudu, çeşitli baskılarla   arttırılıyordu. Kalabalık bir orduya sahip Osmanlı   Devleti kaybedilen topraklar ve gelirlerine rağmen   bu orduyu' beslemek zorunda kalıyordu.
  Padişah değişikliklerinde ödenen "cülüs bahşişleri"   de büyük sıkıntı yaratıyordu. Cülüs bahşişleri   yaklaşık ek bir yıllık ulüfe tutarını buluyordu. B u   giderleri karşılamak için ise bazı ek vergiler   tahsil ediliyordu.
  Mevaciplerin ve cülüs bahşişlerinin hazine   üzerindeki baskısı gerek merkezde gerek sınır   boylarında birçok bunalımın nedeni olmuştur. Bunun   için çeşitli tedbirler alınmış ancak gerek asker   sayısında gerek mevaiplerde sürekli ve önemli   tasarruflar sağlanamamıştır.
  Öte yandan savaş yıllarının barış yıllarından uzun   olması sebebiyle devamlı ek giderler ortaya   çıkmıştır. Barış yıllarında dahi açık veren Osmanlı   bütçesi devamlı açık veriyor ve savaş giderlerini,   normal hazine gelirleriyle karşılama imkanı   olmadığından ek vergiler, iç hazine desteğini, iç   borçlanma vs. ile karşılanma zorunluluğu doğuyordu.
  Savaş şartlan mevacip alan askeri kesimlerde bir   şişmeye yol açarken geçim imkanlarının daralması   halkı devlet kapısında bir kadro edinmeğe veya   devlet hizmetinde ise ikinci bir kadro peşinde   koşmasına yol açıyordu. Askeri kesimin vergi dışı   tutulmuş olması reayanın yeniçeri olma özlemini   arttırıyordu.
  Şehirlere ve kasabalara imtiyazlı bir kesim olarak   yerleşen Yeniçeri ve Atlı-Bölük süvarisi; vergi   mültezimi, tahsildar ve asayiş işlerinden sorumlu   olarak, Anadolu'da hakim bir duruma gelmişti. Bu hal   ise klasik devlet yönetimini değiştirmeğe yetmişti.   Öyle ki, kapı-kulunun imtiyazlarından faydalanmak   maksadı ile yerli Türk-Müslüman halktan
  Bir çoklan, türlü yollarla Yeniçeri sıfatı   takınmışlardı (Yücel, ı 988; XIII). Bir yolunu bulup   yeniçeri olanları ayıklamak devlet için mesele   oluyordu. Divan görevlileri, medreseler, kadılıklar,   evkaf mukataaları, gümrükler büyük bir gizli işsiz   kitlesi barındırarak kanuni cari harcamaları   kabartıyordu (Tabakoğlu, 1985; 205-213).
  D - Mali Sistemin Düzensizliği
  Tanzimat devrine gelinceye kadar, devletin muntazam   bir vergi sistemi yoktu. Gülhane Hattı Hümayunu ile   kamu maliyesinin vergi ve bütçe ile ilgili   konularına ait önemli yenilikler getirildi. Verginin   adalet prensibine uygun olarak, mükelleflerin ödeme   gücü ile orantılı bir şekilde alınması esası kabul   olunmuştu. İktidar, itidal ve kesinlik prensipleri   konulmuş ayrıca iltizam usulleri kaldırılmış, mali   teşkilat genişleterek memurlar vasıtasıyla   vergilerin tahsili esası konulmuştur.

  Bütün mali işlerin yürütülmesi defterdarların   sorumluluğuna bırakıldı, bir kısım mahalli   vergilerin de belediye vilayet meclislerince   alınması esası getirildi. Bütün bu yenilikler   Fransa'da uygulanan sistemden yararlanarak yapan   M.Reşit paşa, sürekli çabalara rağmen, uygulamada   beklenilen başarıyı sağlayamamıştır (Sayar, 1977;   184-185). Esasen, Abdülmecit dönemi devlet adamları   böyle bir düzenlemeyi gerçekleştirebilecek bilgi ve   yeteneğe sahip değillerdi. Keyfi vergi tarih ve   tahhakk.uk edilmesi gibi uygulamaların dışında,   sistemi düzeltmeye yönelik önemli değişiklikler   gerçekleştirilememişti (Tekir, ı 987; ı 3).
  1859 yılında dördü Türk, üçü yabancı olan yedi üyeli   bir Islahatı Maliye Komisyonu teşkil edilmiştir.   Ancak memleketin mali ve ekonomik durumu hakkında   aranılan bilgilerin hemen hiç birinin temin   edilememesi dolayısıyla komisyonun çalışmaları   güçlükle karşılaşmıştır. Buna rağmen, dairelerde   toplanan ve araştırılıp belgelendirilmesine imkan   bulunmayan rakam ve bilgilere dayanılarak 1863-1864   yılında ilk bütçenin yapılması sağlanabilmiştir (Feyzioğlu,   1984; 26).
  Bundan sonra uygulanmaya gidilen mali   merkeziyetçilik de tam manasıyla başarıya   ulaşabilmiş değildir.
E- Maliye Teşkilatının Bozukluğu[ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]

  Tanzimat sonrası düzenlemelerde, Osmanlı Maliye   Nazın (Bakanı), hükümetin yüksek bir icra memuru   durumuna getirilmiş olup, padişahın ve sadrazamın   emirlerini yerine getirmekten başka yetkileri   olmayan bir devlet adamı konumunda idi. Diğer   teşkilatlarla irtibatı son derece zayıf olan Maliye   Bakanlığına, bakanlıklar ve diğer kamu kuruluşları   kendilerine ayrılan tahsisatın harcama şekli   'hakkında hesap verme ihtiyacını hissetmiyorlardı.   Hatta bakanlıkların ve kamu kuruluşlarının Maliye   Bakanlığına danışmaksızın Hazine tahvillerini bile   çıkardıkları ve özel gelirleri diledikleri gibi   sarfettikleri olurdu (Tekir, 1987; 12).


G - Enflasyon ve Kağıt Para   Rejimi

  1580 yılında İtibaren Amerika'da ucuz ve bol gümüş,   Osmanlı Devletine akmağa başlamış ye tüm Levant   pazarlarını istila etmişti. Bu hal ise Osmanlı   Devleti'nde; İspanya'da olduğu gibi, enflasyon   olgusunu meydana getirmiş ve devletin ekonomik-mali   hayatını olduğu gibi tabakaları, müesseseleri de alt   üst eden etkiler meydana getirmiştir. Çünkü akçe   değerini süratle kaybetmiş ve fiyatlar birden bire   yükselmiştir. Enflasyonun ortaya çıkardığı her türlü   anormal durum, yani paranın değerinin düşmesi, kalp   (kötü) paranın çoğalması, spekülasyon, faiz   hadlerinin yükselmesi, akçeye dayanan tüm Osmanlı   maliyesini ve buna bağlı olarak da iktisadi hayatı   içinden çıkılmaz problemlerle karşı karşıya   getirmiştir (Yücel, 1988; XI)
  Osmanlı paralarında esas para birimi dördü bir   dirhem olan akçe ismindeki gümüş para idi. Kıymetli   akçeden de az olmak üzere Halep, Diyarbakır ve   Erzurum da 16.yy'ın ikinci yansında (989 H:1581M)   İran savaşları dolayısıyla sekizi bir akçe olmak   üzere pul kesilmesine müsaade edilmişti Akçenin de   ayarı bozuldukça altınlar ona göre ayarlanırdı (Uzun   çarşılı, 1988; 691).
  Enflasyon nedeniyle paranın değerinin düşmesi   Osmanlı toplumunun bir çok müesese ve tabakalarını   sarsmış bundan da en çok etkilenenler dirlik ve   ulufe sahipleri olmuştu.
   

_________________________________
Resim Ekleme

[ Bağlantıları görmek için üye olmalısınız ]

Aşk; birlikte yapılan bir deneme uçuşuydu onlar için... kendi içinden

defolup gitmek, bir başka iç'te yeniden yürümekti. Tekken bile yalnız

olmamaktı... çekinmeden içilen bir ruh zehriydi... mağlubiyetin zaferiydi...

gözün değil, beynin gördüğüydü... tüm güneşlerin senden batıp,

sevdiceğinden doğmasıydı... her şeyle hiçbir şeyin bitmeyen ...dansıydı...

katiline, yar diye bakmaktı aşk...






Yeni Başlık  Cevap Yaz



Forum Ana Sayfası  »  Ödev ve Tezler  »  Ekonomi
 »  Osmanli Devletinde Mali Bunalim Ve Sebebleri

Forum Ana Sayfası


 


Benzer konular
Başlık Yazan Cevap Gösterim Son ileti
Konu Klasör Osmanli Devletinde Diş Borçlar kızılcık 0 77 07.11.2010- 00:26
Konu Klasör Osmanli Devletinde Diş Ticaretin Gelişimi kızılcık 0 162 07.11.2010- 00:26
Konu Klasör Osmanli Devletinde Köylünün Vergilendirilmesi kızılcık 0 105 07.11.2010- 00:25
Konu Klasör 27 Mayıs İhtilali ve Sebebleri kızılcık 0 66 06.11.2010- 00:40
Konu Klasör osmanlı devletinde laiklik hareketleri kızılcık 0 81 06.11.2010- 00:46

Etiketler   Osmanli,   Devletinde,   Mali,   Bunalim,   Sebebleri


Forum Yazılımı:   php Kolay Forum (phpKF)  ©  2007 - 2010   phpKF Ekibi

Duyurucu

 RSS Beslemesini Görmek için Tıklayın   RSS Beslemesini Google Sayfama Ekle   RSS Beslemesini Yahoo Sayfama Ekle